6 Mart 2012 Salı

Go Oyunu

Lise yıllarımın son zamanlarında, dostum big-anıl'ın (Anıl Duman): "Go diye bir oyun varmış." cümlesiyle girdi GO oyunu hayatıma ve bir daha asla çıkmamak üzere bütün benliğime işledi. Bursa'da Capella Cafedeki toplantıları asla unutamam. Sonraki yıl İYTE'yi kazanmamla birlikte, İYTE Go Oyuncuları topluluğunu kurduk Polat'la birlikte. İlk başta çok az sayıda kişiyden oluşan bu topluluk zamanla genişledi ve dünyanın önde gelen profesyonelleri ders vermek için getirebilen bir oluşuma dönüştü. Fakat son yıllarda topluluk işleriyle ilgilenen arkadaşlarımızın azlığı dolayısıyla sıkıntılı günler geçiriyoruz. Ama halen derslerimizden fırsat buldukça Go oynamak için toplanıyoruz.



Go oyunu benim için sadece bir oyun olmanın çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Go bir felsefe, düşünce biçimidir. Go tahtasındaki hareketlerimiz bizim gerçek kişiliğimizi yansıtır ve bu özelliğiyle kendimizi tanımamız ve kim olduğumuzun farkına varabilmemiz açısından yadsınamayacak yararları vardır. Diğer strateji oyunlarının yanı sıra, Go'da salt sayısal zeka, hesap yapma ve hamleleri önceden tahmin ederek neden sonuç ilişkileri içersinde o an ki durumda en çok yarar sağlayacak şekilde davranmak her zaman en "güzel" davranış olmayabilir. Güzellik kavramının işin içine girmesi, Go'nun oynayan her kişi tarafından öznelleştirilebilirliğinin bir kanıtıdır. Sadece güzel hamleler yapılarak oynanabildiği için aslında bir sanattır. Bir Go atasözü,  "Go, hayatın tahta üstündeki yansımasıdır." der. İlk başlayanlar için uçuk gelebilecek bu söz, Go oyununun sonsuz olasılıkları içinde kendinizi aramaya başladıkça anlam kazanacaktır, eminim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder